Toplam Kullanıcı : 112
Aktif Konular : 34
En Yeni Üyemiz: Soimusy
En Aktif Üye : admin
Sayfa: [1] 2 3 ... 9
 1 
 : Temmuz 12, 2010, 11:48:14 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: özo35
Merhabalar, bana bir ceza tebliğ edildi SGK Ek10 ile ilgili yazıda eksik gün bildirim formumuzun ve eklerinin geçerli olmadığı tespit edilmiştir deniliyor.

Ben formumu zamanında verdim ve ekine rapor ve puantaj kaydını ekledim ancak puantaj kaydını şöyle excelde yapmıştım.


İsim soyisim     --  normal gün   --  ücretsiz izin  -- devamsız -- raporlu -- ücretli izinli  toplam

ahmet veli                 22                      --                  8                     --             --             22

 

işverenin
kaşe ve imzası


şeklinde bildirimde bulundum ve gidip ssk ya konuyu sorduğumda bunun geçersiz olduğunu tekrar puantaj kabul edemiyeceklerini ve ek bildirge ile beyan etmemi söylediler.. bu belgenin detaylı olmaması SSK nın geçersiz sayabilmesi için yeterli mi? Yargı yoluna başvurmalımıyım yada ne yapabilirim yardımlarınız için şimdiden teşekkürler..


 2 
 : Şubat 07, 2010, 09:07:55 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
Açık/Kapalı Fatura Ayırımı
 

Türk Ticaret Kanun’unun 23. Maddesinde sözü edilen ve ticari hayatımızda en çok kullandığımız belge olan Fatura’nın bedelinin ödenip ödenmediğinin fatura üzerinde gösterilmesi hususu hala tartışılmaya devam edilmektedir.

 

Halbuki yerleşik Yargıtay Kararları ile bir faturanın bedelinin ödenip ödenmediği hususu açıklığa kavuşmuştur.

 

Türk Ticaret Kanun’unun Fatura ve Teyit Mektubu başlıklı 23. Maddesi şu şekilde’dir.

 

“3. Fatura ve teyit mektubu: 

 

Madde 23 - Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden,diğer taraf,kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini istiyebilir.

 

Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.

 

Şifahen,telefon veya telgrafla yapılan mukavelelerin veya beyanların muhtevasını teyit eden bir yazıyı alan kimse,aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmamışsa teyit mektubunun yapılan mukaveleye ve beyanlara uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.”                                             

 

Ticari hayatımızda,

 

-  “Açık Fatura” deyimi, bedeli ödenmemiş fatura,

-  “Kapalı Fatura” deyimi, bedeli ödenmiş fatura

anlamında kullanılmaktadır.

 

Bir fatura düzenlendiği zaman Vergi Usul Yasasının 231. maddesi hükümlerine göre faturanın baş tarafında iş sahibinin veya namına imzaya yetkili olanların imzasının bulunması gerekir. Bu fatura Vergi Usul Yasasının 229. maddesine göre müşterinin borçlandığı meblağı göstermektedir. Bu iki ifadeyi ve yasa hükmünü dikkate alarak düşündüğümüzde, bir faturanın düzenlenerek baş tarafının iş sahibi veya adına yetkili kimselerin imzası ile müşteriye verilmesi halinde, bu fatura müşterinin borçlandığı meblağı göstermektedir. Yani bedeli satıcı tarafından tahsil edilmemiştir. Piyasa düzenindeki ifadesi ile bu fatura, açık faturadır.

 

Ankara Ticaret Odası tarafından alınan 21.12.1948 tarih ve 6 no.lu teamül kararı özeti aşağıya çıkarılmıştır.

 

“Ticarethane tarafından satışı yapılan mallara ait fatura muhteviyatı alıcı tarafından ödendiğinde, bayi tarafından faturanın altına damga pulu yapıştırılarak tarih, ticarethane klişe ve mührü ile birlikte selahiyattar olan tarafından imza edilerek pul iptal olunur. Bu şekildeki faturaya bedeli alınmış (kapanmış, akide edilmiş) fatura denir. Bedeli alınmıştır kaydını ihtiva etmeyen faturada damga pulu üzerine ticarethane klişe veya mührü ve selahiyetli olanın imzası mevcut olduğu takdirde, bu kaydın mevcut olmaması bir hüküm ifade etmez. Yani fatura bedeli ödenmiş, akide edilmiş sayılır.”

 

Ankara Ticaret Odası tarafından alınan bu karar ile açık/kapalı fatura konusunda bir teamül oluşmuştur.

 

Faturanın bedelinin tahsili ile ilgili yasalarımızda bir şekil şartı öngörülmemiş ve bir usul geliştirilmemiştir.

 

Hazırlanan Yeni Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’nda da yürürlükteki 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yukarıya alınan 23. Maddesinde bir değişiklik öngörülmemiştir. Halbuki yazımızın konusu olan açık/kapalı fatura hususuna yeni tasarıda açıklık getirilmesi bu konudaki tartışmalara nokta koyması açısından gerekli olacaktır.

 

Ticari hayatta fatura tutarlarının tahsil edilmesinin göstergesi ve usulü piyasa düzeni içinde kendi kendine oturmuştur. 

 

     Faturanın alt kısmının satıcı veya adına yetkili kimselerce imzalanması

 

müessesenin kaşesinin vurulması ve bedeli alınmıştır ifadesinin yazılarak tarih atılması ile faturanın bedelinin satıcı tarafından tahsil edilmesi hali oluşmuştur. Bu durumdaki fatura, kapalı faturadır.

 

Bir faturanın bedelinin tahsil edilmesi durumunda iki nokta önümüze çıkmaktadır.

 

a. Faturanın tanzim tarihi ile bedelini tahsil tarihi aynı tarihi taşıyabilir. Bu durumda satıcı ve müşteri ilgili faturayı, üzerinde taşıdığı tarihte muhasebe kayıtlarına geçireceklerdir.

 

b. Faturanın tanzim tarihi ile bedelinin tahsil tarihi arasında farklılık olabilir. Diğer bir anlatımla fatura tanzim edildiği tarihte bedeli tahsil edilmemiştir. Fatura bedeli müşteri tarafından sonraki herhangi bir tarihte ödenecektir. Bu durumda faturanın bedelinin ödendiği tarihte ilgili fatura üzerinde faturayı kapatma işlemi yapılması olanaksızdır. Çünkü fatura muhasebe kayıtlarına tanzim tarihi itibari ile alınmıştır. Tahsil tarihi fatura tarihinden başka bir günü taşıyacağından bu fatura üzerinde işlem yapmamak gerekir. Çünkü, ilgili açık fatura satıcı firmanın kayıtlarında ve müşteri firmanın kayıtlarında açık (ödenmemiş) olarak görülmektedir. Her iki müessesede açık bulunan bu hesapların kapatılabilmesi için yapılacak en uygun işlem tahsilatı yapan satıcı firmanın tahsil ettiği para, çek veya senet karşılığında müşterisine tahsilat makbuzu vermesi halidir. Bu durumda hem satıcının hem de müşterinin hesapları kapanacaktır.

 

Satıcının bir tahsilat makbuzu verememesi halinde müşteri firma parayı ödediği ile ilgili olarak kendisi tarafından düzenlenecek bir ödeme makbuzunu satıcıya imzalatabilir.

 

Bu iki durumun dışında, satıcının tahsilat makbuzu, müşterinin ise ödeme makbuzu yok ise, bir kağıda satıcı tarafından tahsil edilen tutar, tahsilatın nakit, çek veya senet mi olduğu açık açık yazılarak ve kağıdın satıcı veya adına yetkili kimseler tarafından tarih atılarak imzalanması ve firmanın kaşesinin vurulması halinde de tahsilat işlemi tamamlanacaktır.

 

Burada açıklanan konular, ticari hayatımızda, piyasa şartları dahilinde kullanılan, piyasada iş yapan satıcı ve müşteri hüviyeti taşıyan vergi mükellefleri tarafından uygulanan ve bu uygulamalara Yargıtay, Maliye Bakanlığı gibi aldıkları kararlar ile piyasa şartlarını oluşturan makamlar tarafından itiraz ve düzeltme gelmemiş olan hususlardır.

 

Burada faturanın kapatılması ile ilgili olarak açıklanan hususlar satıcının ve müşterinin her ikisinin de birinci sınıf defter tutan tüccarlar olması halinde geçerli bulunmaktadır.

 

Açık bir faturanın işletme defteri tutan satıcı ve müşteri arasında alınıp verilmesi durumlarında ise faturanın kapalı olup olmaması muhasebe açısından fark etmeyecektir. Ancak faturanın bedelinin ödenmiş olup olmaması durumu ve bu hususun ispatı iki taraf arasındaki hukuki bir durumdur. Satıcı ve müşteri arasında faturanın bedelinin tahsili konusunda bir ihtilaf olması halinde, faturanın açık/kapalı olmasına ve her iki taraf arasında alınıp verilmiş olan makbuzlara bakılacaktır.

 

Bu açıklamalarımızı satıcı/müşteri ilişkisinden herhangi birinin işletme hesabı veya birinci sınıf defter tutuyor olması halleriyle ilgili olarak ta geliştirmek ve muhasebeleri açısından ispat vesikası yaratacak düzenin oluşturulması gerekir.

Yargı Kararları
 

İstemin Özeti: Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda davanın kabulüne yönelik olarak verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.

 

Davacı vekili, davalının fuel-oil satışı nedeniyle müvekkiline borcu olduğunu, bunun tahsili için yapılan takibe davalının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali talep ve dava etmiştir.

 

Davalı vekili, davacıya tüm borcun ödendiğini davacının kapalı faturaya dayalı olarak takip yaptığını davacının alacağı ispat etmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

 

Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

 

Karar: Borçlar Kanununun 182/2. maddesinde, aksine sözleşme ve adet bulunmadığı takdirde, satıcı ile alıcının borçlarını aynı zamanda ifa ile yükümlü olduğu belirtilmiştir. Ayrıca faturanın kapalı olarak düzenlenmiş olması mal bedelinin peşin olarak ödendiğine karine teşkil edeceği kabul edilmektedir.

 

Mahkemece (...) Ticaret ve Sanayi Odasından alınan cevabi yazıda yörede ticari yaşamın yeni geliştiği, faturalar üzerinde yapılan işlemler ve sonuçları hakkında yeterli bilgi birikimi olmadığı bu nedenlerle kapalı faturaların bedelinin ödenmiş olduğuna dair herhangi yerleşik bir ticari örf ve teamülün bulunmadığı bildirilmiştir.

 

(...) Ticaret ve Sanayi Odasının ilgili yazısında,

 

(...) Ticaret Odasının 21.12.1948 tarih ve 6 sayılı kapalı faturanın ödemeye karine teşkil ettiğine ilişkin teamül kararına aykırı bir yerel örf ve teamülün bulunmadığının da belirtildiği anlaşılmaktadır.

Bu nedenle kapalı faturanın ödemeye karine teşkil ettiği ve bu karinenin aksinin davacı tarafından kanıtlanamadığı gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar tesisinde isabet görülmemiştir.

 

Açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hüküm bozulmasına oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 19 Hukuk D. Tarih: 18.01.2001 Esas: 2000/6236, Karar: 2001/300, Kaynak: Mart 2002 tarihli Yaklaşım Dergisi)

 

- - · - -

 

Davacı satıcı, davalı alıcının almış olduğu ekmek bedelini ödemediğini ileri sürmüş ve davalıda, faturalarla bedelin ödendiğini savunmuştur. Taraflar delillerini ibraz etmiş ve incelenen belgelerin suret olduğu anlaşılmıştır. Taraflar bu delillere dayanmış olmasına göre delillerin asılları getirilmesi ve faturaların kapalı olup olmadığı belirlenmelidir. Kapalı fatura ibrazı halinde, bu faturaların davalı alıcı tarafından ödendiğinin kabulü gerekir. Aksi halde, yani faturalar açık ise bu taktirde de satış bedelinin ödenmediğinin kabulü ile ispat ehliyetinin davalıya düştüğünün kabulü zorunlu olur. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi; 11.09.1997, E:1997/5184, K:1997/5705)(Yargıtay Kararları Dergisi, Cilt 23, Sayı 11, Sayfa 1739)

 
 
 
 

 

 3 
 : Şubat 07, 2010, 09:07:12 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
Usulüne uygun düzenlenmeyen fatura sorun yaratır

Fatura, ticari hayatın en önemli belgeleri arasında yer alıyor. Fatura konusunda hem Türk Ticaret Kanunu'nda (TTK) hem de Vergi Usul Kanunu'nda (VUK) hükümler var. Fatura VUK'un 229. maddesinde; 'Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır' şeklinde tanımlanmış.
Ticaret ve sanat erbabı, vergi mükellefi durumunda bulunan kimselere yapmış olduğu 'ticari' nitelikteki satışlar için fatura düzenlemek zorunda. Ayrıca tüketiciye yapılan satışların tutarının 680 TL'yi aşması halinde de fatura düzenlenmesi gerekiyor. Tüketicinin yaptığı alışlar 680 TL'nin altında olmasına rağmen tüketici isterse yine faturanın düzenlenmesi zorunlu.

FATURAYA İTİRAZ
Fatura aynı zamanda iki taraf arasında yapılan işlem bakımından bir ispat aracı özelliği taşıyor. Faturaya itiraz, TTK'nın 23. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Sözü edilen fıkra aynen şöyledir; 'Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı (içeriği) hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını (içeriğini) kabul etmiş sayılır.'
Faturaya itiraz hakkı, mal alan ya da iş yaptıran ve bunun karşılığında adına fatura düzenlenen kişiye aittir. Faturaya karşı alıcının sekiz günlük itiraz süresinin başlayabilmesi için, faturanın satıcı tarafından alıcıya tebliğ edilmiş olması şarttır. Faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde bir itirazda bulunmazsa fatura içeriğini kabul etmiş sayılıyor.

AÇIK FATURA - KAPALI FATURA
Faturanın düzenlenme şekline bağlı olarak, uygulamada açık fatura ve kapalı fatura kavramları kullanılıyor. Halk arasında 'kapalı fatura' ya da 'açık fatura' olarak adlandırılan faturalar konusunda ne Vergi Usul Kanunu'nda ne de Türk Ticaret Kanunu'nda herhangi bir hükme yer verilmemiş olup, bu kavramlar 'ticari örf ve adet' hukukundan doğmuştur; yani tamamen uygulamadan geliyor.
Kapalı fatura deyimi ile, satılan malın ya da yapılan hizmetin bedelinin peşin ödendiği, açık fatura deyimi ile de, bedelin henüz ödenmediği yani vadeli satış yapılan durumlar ifade edilmeye çalışılmaktadır.
Faturada kayıtlı bedelin, faturanın düzenlenmesi anında ya da daha sonra ödenmesi halinde; ticari örf ve teamüle göre yapılacak işlem şekilleri ile faturaya, açık fatura veya kapalı fatura sıfatları kazandırılabiliyor. Kapalı fatura; müşterilerin borçlarını faturanın düzenlendiği anda ödemeleri üzerine; şirket ve işletme kaşesinin faturanın alt tarafında basılıp; düzenleyen tarafından imzalanması yoluyla hazırlanıyor. Açık faturada ise kaşe ve imza faturanın üst kısmında bulunur.

YARGI KARARLARI
Faturanın açık ve kapalı olarak düzenlenmesi konusu yargı kararlarına da yansımıştır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 'Kapalı Fatura' konusunda verdiği bir kararı;
'... kapalı faturanın ödemeye karine teşkil ettiği ve bu karinenin aksinin davacı tarafından kanıtlanamadığı gözetilerek bir hüküm kurulması gerekir' yönünde olmuştur. Konu hakkında verilen başka kararlar da aynı yöndedir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin vermiş olduğu başka bir kararda;
'Satım konusu mal için düzenlenen faturanın altının imzalanarak alıcıya verilmesi, bir başka anlatımla faturanın kapalı olarak düzenlenmesi bedelin tahsil olduğuna karinedir' görüşüne yer verilmiştir. Aynı yöndeki başka bir kararda da;
'Kapalı faturanın bedelin ödendiğine karine teşkil etmesine karşın, faturanın açık olması halinde bedelin ödendiğini ispat külfeti borçluya aittir' denilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun konuyla ilgili bir kararı da aynı yöndedir:
'Taraflar arasındaki araç kira sözleşmesine ilişkin kiralayan tarafından kiracı adına düzenlenen fatura kapalı olarak düzenlendiğinden, bu durum fatura bedelinin ödendiğine karine teşkil eder'. Metin Taş-Sezgin Özcan / Akşam Gazetesi


 4 
 : Şubat 07, 2010, 09:02:30 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
KİRALANAN İŞYERİ İÇİN YAPILAN MASRAFLAR
SORU: Bir şirket kiraladığı işyeriyle ilgili masraf yaparsa (Özel Maliyet) yaptığı harcamaları aktifleştirip beş yıl içinde yüzde 20 oranında amortisman ayırarak mı gider yazacaktır? Yoksa bu konuda Maliye Bakanlığı'nın belirlediği amortisman oranlarına göre mi gider kaydedecektir?
YANIT: Vergi Usul Yasası'nın 272'nci maddesi uyarınca "Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline" eklenmektedir.
Aynı yasal düzenlemenin parantez içi düzenlenmiş ikinci fıkra hükmü uyarınca da "Bir geminin iktisap tarihindeki süratini fazlalaştırmak, yolcu ve eşya yükleme ve barındırma tertibatını genişletmek veya değiştirmek suretiyle iktisadi kıymetini devamlı olarak artıran giderlerle bir motorlu kara nakil vasıtasının kasa veya motorunun yenisi ile değiştirilmesi veya alımında mevcut olmayan yeni bir tertibatın eklenmesi için yapılan giderler maliyet bedeline eklenmesi gereken giderlerdir".
Söz konusu yasa maddesinin üçüncü fıkrasında da hükme bağlandığı üzere, "Gayrimenkuller kira ile tutulmuş veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan" yukarıda belirtilen giderler, bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerlenir. Kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderler de bu kapsamda kabul edilmektedir.
Yasal düzenleme gereği olarak gayrimenkuller veya elektrik üretim veya dağıtım varlıkları için yapılan giderler hem tamir hem de kıymet artırma giderlerinden oluşuyorsa, bu takdirde mükellef, bu giderlerden maliyet bedeline eklenecek kısmı ayrı göstermek zorundadır.
Vergi Usul Yasası'nın "Özel maliyet bedellerinin itfası" başlıklı 327'nci maddesi uyarınca "Gayrimenkullerin, elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının ve gemilerin iktisadi kıymetlerini artıran ve 272'nci maddede yazılı özel maliyet bedelleri, kira veya işletme hakkı süresine göre eşit yüzdelerle itfa edilir. Kira veya işletme hakkı süresi dolmadan veyahut da herhangi bir şekilde kullanım hakkı edinilen ve işletme hakkı alınan şeyin boşaltılması veya işletme hakkının herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, henüz itfa edilmemiş olan giderler, boşaltma veya hakkın sona erdiği yılda bir defada gider yazılır. Bu durumda söz konusu giderler kullanım hakkını devreden veya kiraya veren açısından ise beyan edilmesi gereken gelirdir.
Vergi Usul Yasası'nın 272'nci maddesi uyarınca özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilen giderler kira süresine eşit yüzdelerle amortismana tabi tutulur. Özel maliyet bedellerinde amortisman oranını kira süresi belirlendiğinden bu süreye göre tespit edilen orandan daha yüksek veya daha yüksek bir amortisman oranının uygulanması mümkün değildir.
İtfa süresinin hesaplanmasında dikkate alınması gereken süre özel maliyet bedelinin aktifleştirildiği dönemde kira sözleşmesinde yazılı süredir. Bu sürenin daha sonra başka sözleşmelerle değiştirilmesinin önemi yoktur. (Özyer, Mehmet Ali "Vergi Usul Kanunu Açıklamaları" Sf:798)
Kira süresinin belli olmaması halinde dahi maliyet bedelleri genel hükümler çerçevesinde yüzde 20 oranını geçmeyecek şekilde amortismana tabi tutulabilir. Böyle bir durumda da beş yılın sonunda kiralanan şey boşaltılmasa bile özel maliyet bedeli olarak aktifleştirilen iktisadi kıymetin kiraya veren açısından elde edilmiş bulunduğu kabul edilir. Bu nedenle de kiraya veren tarafından gayrimenkul sermaye iradı elde edilmiş sayılır. (V. Seviğ)

 5 
 : Şubat 07, 2010, 09:01:55 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
Kiralık işyerine yapılan masraf gider yazılır mı?


 6 
 : Ocak 23, 2010, 04:11:14 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)

 

 TARİH: 09/11/2005

 SAYI   : KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.16/1-c.7829

 

 KONU : Serbest bölgede merkezi veya şubesi

                bulunan şirketlere verilen danışmanlık

                hizmetlerinin KDV’ne tabi olup olmadığı

 

 

……………… ŞTİ.

 

 

            İlgi dilekçenizde, merkezi Türkiye’de bulunan şirketlerin serbest bölgedeki şubesine veya merkezi serbest bölgede bulunan şirketlere verilen danışmanlık hizmetinin katma değer vergisine tabi olup olmadığı hususunda görüş talep edilmektedir.

 

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1/1.maddesinde Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu; 11/1-a maddesinde ihracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurtdışındaki müşteriler için yapılan hizmetler ve karşılıklı olmak şartıyla uluslararası roaming anlaşmaları çerçevesinde yurt dışındaki müşteriler için Türkiye’de verilen roaming hizmetleri vergiden istisna edilmiştir.

 

            Kanunun 12/2. maddesi uyarınca da bir hizmetin yurtdışındaki müşteriler için yapılan hizmet sayılabilmesi için,

 

-         Hizmetler yurtdışındaki bir müşteri için yapılmış olmalıdır.

-         Hizmetten yurtdışında faydalanılmalıdır.

 

Hizmet ihracı ile ilgili açıklamalar 17, 26 ve 30 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliğlerinde yapılmıştır.

 

            Diğer taraftan, 5228 sayılı Kanunun 15. maddesi ile 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17.’nci maddesinin 4 numaralı fıkranın (ı) bendi değiştirilmiş olup, serbest bölgelerde verilen hizmetler katma değer vergisinden istisna tutulmuştur.

 

            Benzer konuda Bakanlık Makamı’ndan alınan 18.01.2005 tarihli ve 2618 sayılı yazıda;

 

“Bilindiği üzere, 5084 sayılı Kanunla 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu’nun 6. maddesinde yapılan değişiklikle serbest bölgeler gümrük bölgesi dışında sayılmış ve serbest bölgelerdeki işleticiler ve kullanıcıların yatırım ve üretim safhalarında Bakanlar Kurulu’nca belirlenecek vergi dışı teşviklerden yararlandırılabileceği belirtilmek suretiyle bölgedeki gelir ve kurumlar vergisi muafiyetine son verilmiştir.

 

Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-ı maddesinde, serbest bölgelerde verilen hizmetlerin katma değer vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

 

Buna göre;

 

-Yurt dışından serbest bölgeye gelen veya serbest bölgeden yurt dışına giden mallar için serbest bölgede faaliyette bulunan firmalara verilen gümrük müşavirliği hizmetleri katma değer vergisinden müstesnadır.

 

-Serbest bölgeden yurt içine, yurt içinden serbest bölgeye veya serbest bölgeler arası malların intikali nedeniyle verilen gümrük müşavirliği hizmetleri ise genel hükümler çerçevesinde katma değer vergisine tabi olacaktır.” denilmektedir.

 

Buna göre; merkezi Türkiye’de bulunan firmaların serbest bölgedeki şubelerine veya merkezi serbest bölgede bulunan firmalara firmanızca Türkiye’den verilen danışmanlık hizmetleri genel hükümler çerçevesinde katma değer vergisine tabi olacaktır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.
 

 7 
 : Ocak 23, 2010, 04:10:31 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)

 

 TARİH: 25/11/2005

 SAYI   : KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.11.8286

 

 KONU : Tamamen yurt dışına satış yapan firmanın

                 genel giderler ve üretimde kullanılacak kalıplarla

                 ilgili yüklendiği verginin tamamını iade olarak

                 alıp-alamayacağı

 

 

………………... ŞTİ.

 

 

            İlgi dilekçenizde, firmanızın ……… tarihinde tescil edildiği, kamyon kasası üretimi yapılarak, tamamının ihraç edildiği ve yurt içi satışınızın bulunmadığı,

 

            Şirketinizin ………. dönemlerinde kuruluş ve organizasyon işlemlerinden dolayı genel giderler ve sabit kıymet alımları nedeniyle yüklendiği Katma Değer Vergileri bulunduğu, ………... aylarında ihraç kayıtlı olarak alınan malların, ………. aydan itibaren de hem ihraç kayıtlı alınan hem de firmanızca üretimi yapılan malların ihracatını yapmaya başladığı,

 

            Ayrıca, ……….. ayından itibaren işyerinizi ortak kullanan bir başka şirkete kira faturası düzenlenerek KDV hesaplandığı belirtilerek,

 

            -………….. aylarında genel giderleriniz nedeniyle yüklendiğiniz ve indirimle gideremediğiniz KDV tutarları ile ihraç kaydıyla temin edilen mallar ve üretimde kullanılacak kalıplarla ilgili yüklenilen vergilerin iadesinde ihracat tutarının %18’i gibi bir sınırlama söz konusu olup olmadığı ile kira faturasının yurt içi satış faturası gibi kabul edilip KDV oranlaması yapılıp yapılmayacağı hususlarında görüş sorulmaktadır.

 

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 11/1-a maddesinde;

 

            “İhracat teslimleri ve bu teslimlere ilişkin hizmetler ile yurt dışındaki müşteriler için yapılan hizmetler ve karşılıklı olmak şartıyla uluslararası roaming anlaşmaları çerçevesinde yurt dışındaki müşteriler için Türkiye’de verilen roaming hizmetleri” Katma Değer Vergisinden istisna edilmiştir.

 

Kanunun 11/1-c maddesine göre, ihraç edilmek şartıyla imalatçılar tarafından kendilerine teslim edilen mallara ait katma değer vergisi ihracatçılar tarafından ödenmez, mükelleflerce tahsil edilmeyen ancak ilgili dönem beyannamesinde beyan edilen bu vergi, vergi dairesince tarh ve tahakkuk ettirilerek tecil olunmakta ve ihracatçılara teslim edilen malların teslim tarihini takip eden ay başından itibaren 3 ay içinde ihraç edilmesi halinde ise, tecil edilen vergi terkin edilmektedir.

 

            Kanunun 32. maddesi ile Kanunun 11,13,14 ve 15. maddeleri kapsamına giren işlemler nedeniyle yüklenilen ve indirimle giderilemeyen katma değer vergisinin iade edileceği belirtilmiştir.

24, 26 ve 39 Seri No.lu KDV Genel Tebliğlerinde belirtildiği üzere iade kapsamına mal ve hizmet alışları yanında amortismana tabi iktisadi kıymetler ve genel giderler için ödenen KDV dahildir.

 

            26 Seri No.lu Tebliğin (m) “İade Hakkı Doğuran İşlemlerde İade Edilecek Katma Değer Vergisinin Hesaplanması” başlıklı bölümünde ise;

 

“Bilindiği üzere, iade hakkı doğuran işlemler, Katma Değer Vergisi Kanununun 29/2. maddesi gereğince temel gıda maddeleri teslimleri ile 32. maddesinde yer alan istisna kapsamına giren mal teslimi ve hizmet ifalarıdır.

 

Kanunun 29/2 ve 32. maddelerine göre, sözü edilen teslim ve hizmetlerde, bu teslim ve hizmetler için yüklenilen vergiler, öncelikle indirim konusu yapılacaktır. İndirimle giderilemeyen bir miktarın kalması halinde ise, kalan tutarın iade hakkı doğuran işlemlere isabet eden kısmı, o dönemde iade edilecek vergi olarak dikkate alınacaktır. Diğer bir anlatımla, iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin olarak yüklenilen vergilerin, diğer işlemlere ait yüklenilen vergilerden mutlak surette ayrılması gerekmektedir. Böyle bir ayırım yapılmadan, iade hakkı doğuran işlemin bedeli ile genel vergi oranının çarpımı suretiyle bulunacak miktarın, iade olarak talep edilmesi nıümkün değildir.”denilmektedir.

 

            Yine 39 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin “İade Hakkı Doğuran İşlemlere ve İhraç Kaydıyla Teslimlere Ait Bildirim” başlıklı D bölümünde;

 

“Beyannamelerin yeniden düzenlenmiş şeklinde, iade hakkı doğuran işlemler ile ihraç kaydıyla teslimi bulunan mükellefler için bir "Bildirim" oluşturulmuştur.

………………………………

 Bildirimde yer alan "Yüklenilen Katma Değer Vergisi" başlıklı satırlardaki rakamlar bulunurken, yüklenilen toplam vergiler içinde, o dönemde gerçekleştirilen iade hakkı doğuran işlemlere isabet eden kısım hesaplanacaktır. Bu hesaplama sonucu bulunacak vergi, daha önceki beyannamelerde indirimle giderilip giderilmediğine bakılmaksızın, bu satırlarda beyan edilecektir.

Yüklenilen vergiler kapsamına, iade hakkı doğuran işlemle ilgilendirilebilen normal alış ve giderler, genel imal ve genel idare giderleri ile amortismana tabi iktisadi kıymet için yapılan harcamalara ilişkin vergiler girmektedir. Ancak amortismana tabi iktisadi kıymetlerden işleme isabet eden pay, beyannamenin 92. satırında ayrıca hesaplanacağından bu satırlarda yer almayacaktır.

İade hakkı doğuran işlemle ilgilendirilebilen normal alış ve giderler ile genel imal ve genel idare giderlerinden bu dönemde gerçekleştirilen işleme isabet eden pay ise, daha önceki Genel Tebliğlerde yer alan açıklamalar dikkate alınarak hesaplanacaktır.”denilmektedir.

 

            Buna göre yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde;

 

            Şirketinizce ihraç kaydıyla satın alınarak …………… dönemlerinde ihracı gerçekleştirilen mallarla ilgili iadesi gereken verginin hesabında ……………. dönemlerinde yapılan genel giderlerden pay verilmesi (genel vergi oranını geçmemek kaydıyla) mümkün bulunmaktadır. Ancak, ATİK ve  büro demirbaşları ile üretimde kullanacağınız kalıplar nedeniyle yüklenilen ve indirim konusu yapılamayan KDV’lerinin ihraç kayıtlı olarak alınarak ihraç edilen mallarla bir ilgisi olmadığından bunlarla ilgili yüklenilen vergilerden iadeye pay verilmesi mümkün bulunmamaktadır.

 

            Ancak, şirketinizce üretilen malların ihraç edilmesi halinde üretiminiz ile ilgili genel gider, ATİK ve üretimde kullanılan kalıplar nedeniyle yüklenilen ve indirim konusu yapılamayan katma değer vergilerinden, ihracatın yapıldığı dönemde iadeye pay verilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak, ATİK kıymetlere ilişkin iade edilecek tutarın iade hakkı doğuran işlem bedelinin %18’ini aşamayacağı tabiidir.

 

            Diğer taraftan, şirketinizce işyerinizin bir kısmının başka bir şirkete kiraya verilmesi halinde kiralama işlemi ticari kazanç kapsamında KDV’ne tabi olacak ve kiralama işleminin KDV iadesine bir etkisi olmayacaktır.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.
 

 8 
 : Ocak 23, 2010, 04:10:02 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)

 

 TARİH: 25/11/2005

 SAYI   : KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.03.8311

 KONU :Eşantiyon ve numune olarak verilen ürün bedel-

            lerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı,

 

 

…………………. A.Ş.

 

 

             İlgi dilekçenizde; firmanızın bayilik sözleşmesi yaptığı …………. Şti.ne ait işyerine bedelsiz olarak numune ve teşhir amaçlı ürün tesliminde bulunacağı belirtilerek ürün bedellerinin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı sorulmaktadır.

 

Bilindiği gibi 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 13. maddesinde kurumlar vergisinin, 1. maddesinde yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14. maddesi ile Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde yer alan giderler indirilecektir.

 

            Diğer taraftan 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler tadadi  olarak sayılmış  olup, aynı maddenin 1. bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği belirtilmiştir.

 

            Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında sayılan kanunen kabul edilmeyen giderler dışında kalan ticari organizasyona bağlı olarak yapılan giderlerdir ve bunlara işletme gideri de denilebilir.

 

            Bu itibarla, şirketinizin faaliyet konusu kapsamında bayilik sözleşmesi bulunan …………... Şti.’ne ait işyerindeki teşhir salonunu çeşitli ürünleri gösterecek şekilde granit seramik ile kaplaması için vermiş olduğu ürünlerin işletmenizin satışını artırmak amacıyla yapılan reklam harcaması olarak kabul edilerek Gelir Vergisi Kanunu’nun 40/1. maddesi uyarınca gider olarak kurum kazancının tespitinde indirim konusu yapılması mümkündür.

 

            Diğer taraftan, benzer bir konuyla ilgili olarak Bakanlık Makamı’ndan alınan 11/11/1993 tarihli ve 68288 sayılı yazıda;

 

            “3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 3/a maddesine göre, vergiye tabi malların her ne suretle olursa olsun vergiye tabi işlemler dışındaki amaçlarla çekilmesi, vergiye tabi malların işletme personeline ücret, prim, ikramiye, hediye, teberru gibi namlarla verilmesi teslim sayılan hal kapsamında katma değer vergisine tabi bulunmaktadır.

 

            Bu çerçevede; adı geçen firmanın gerek kendi ürettiği, gerekse piyasadan satın aldığı malları tanıtım, reklam, satışları artırmak vb. amaçlarla bedelsiz olarak vermeleri işlemi, Kanunun 3/a maddesi gereğince vergiye tabi olup, bedelsiz verilen malların emsal bedelleri üzerinden vergi hesaplanması gerekmektedir.”denilmektedir.

 

            Buna göre,  bayilik sözleşmesi yaptığınız ………….. Şti.’nin teşhir salonunun firmanız tarafından bedelsiz olarak çeşitli ürünleri gösterecek şekilde granit seramikle kaplanması işlemi  Kanunun 3/a maddesi gereğince vergiye tabi olup, emsal bedel üzerinden vergi hesaplanması gerekmektedir.

 

            Diğer taraftan, reklam amaçlı olarak verilen bu seramiklerle ilgili yüklenilen KDV’nin indirim konusu yapılabileceği tabiidir.

 

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

 9 
 : Ocak 23, 2010, 04:08:50 ÖS 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
Vergi Usul Yasası'nın 413'üncü maddesi uyarınca, "Mükellefler, Maliye Bakanlığı'ndan veya Maliye Bakanlığı'nın bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar hakkında izahat isteyebilirler.
Yetkili makamlar yazı ile istenecek izahatı yazı ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetindedir.
Alacakları cevaplara göre hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı istilzam etse dahi ceza kesilmez."
Bu düzenleme gereği, mükellefler vergi durumları ve vergi uygulaması bakımından kolayca anlaşılamayan veya duraksamaya neden olan konular hakkında Maliye Bakanlığı veya onun yetkili kıldığı makamlardan açıklama isteyebilmektedirler. Bu şekilde yapılan yazılı açıklamaya, uygulamada mukteza (özelge) denilmektedir.
Mukteza (özelge), mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi durumları ve vergi uygulamaları bakımından kendilerine açık olmayan ve duraksama yaratan konular hakkında yetkili makamlardan yazılı olarak açıklama isteminde bulunmaları üzerine, bu makamlarca konuyla ilgili olarak verilen yazılı açıklamalardır.
Özelge istemi, mükelleflerin ve vergi sorumlularının vergi uygulamaları ile ilgili işlemlerinin gerçekleşmesinden sonra yapılacak başvuruları kapsamamaktadır.
Vergi Usul Yasası'nın 120'nci maddesine göre, vergi hataları ile ilgili yapılan düzenleme istemleri ve sözü edilen yasanın 124'üncü maddesine göre Maliye Bakanlığı tarafından incelenecek olan şikâyet yoluyla başvurular özelge kapsamında değerlendirilmemektedir.
Bu nedenle aşağıdaki konulara ilişkin olarak yapılan başvurular 395 sıra numaralı Vergi Usul Yasası genel tebliği ile yapılan açıklamalar çerçevesinde özelge kapsamında değerlendirilmeyecek ve yetkili makamlar tarafından cevaplandırılmayacaktır. (16.01.2009 gün ve 27464 sayılı Resmi Gazete)
* Başkalarının vergi durumları hakkında bilgi ve açıklama istemleri,
* Yargıya intikal etmiş olaylara ilişkin özelge istemleri,
* Hakkında vergi incelemesi yapılmakta olan mükellefler tarafından veya vergi sorumluları tarafından incelemeye konu olan işlemlerle ilgili özelge istemleri,
* Somut bir olaya dayanmayan, teorik hususlara ilişkin bilgi ve açıklama istemleri,
* Mücbir sebep hali ilanı, vergi borçlarının terkini, belge düzenine ilişkin yetkilerin kullanılması gibi yasalarla uygulamanın tespitine dair Maliye Bakanlığı'na yetki verilen konulara ilişkin istemler.
Diğer yandan Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalar çerçevesinde, mükellefler ve vergi sorumluları tarafından sözlü ya da yazılı olarak vergi ve internet aracılığıyla "Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Yasa" veya "Bilgi Edinme Yasası" uyarınca yapılan istemler, özelge kapsamında değerlendirilemeyecektir. Söz konusu istemlerin gereği Gelir İdaresi Başkanlığı'nın ilgili birimleri tarafından ve ilgili mevzuat çerçevesinde yerine getirilecektir.
Vergi Usul Yasası'nın 413'üncü maddesinin Maliye Bakanlığı'na vermiş bulunduğu yetki uyarınca, gereksiz yazışmaların önlenmesi ve işlemlerin daha kısa sürede sonuçlandırılması amacıyla özelge tayinine vergi dairesi başkanlıkları, vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde ise defterdarlıklar yetkili kılınmıştır.
Buna göre mükellef ve vergi sorumluları, Gelir İdaresi Başkanlığı'ndan değil, doğrudan vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlıklardan özelge isteminde bulunabileceklerdir.
Özelge isteminde bulunabilecekler ise bizzat mükelleflerin kendileri, vergi sorumluları, bunların mirasçıları ile yetki belgesine sahip yasal temsilcileri veya vekilleridir. Odalar ve birlikler gibi mesleki kuruluşlar, üyelerine bildirmek üzere özelge isteminde bulunamayacaklardır.
Özelge istemlerini mükelleflerin, gelir veya kurumlar vergisi bakımından sürekli mükellefiyetlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlıkları bulunmayan illerde defterdarlıklara yapması gerekmektedir.
Bu bağlamda diğer mükellef veya vergi sorumlularının ikametgâh veya kanuni merkezlerinin bulunduğu vergi dairesi başkanlıkları ile vergi dairesi başkanlığı bulunmayan illerde defterdarlıklara; ikametgâh veya kanuni merkezi bulunmayanların ise Ankara, İstanbul ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlıkları'ndan herhangi birine başvurmaları gerekmektedir.
Özelge istemleri "Özelge Talep Formu" kullanılmak suretiyle yapılabilecektir. Bu form Gelir İdaresi Başkanlığı internet sitesinde yer almakta olup söz konusu form kullanılmaksızın yapılan özelge istemleri kabul edemeyecektir.
Vergi Usul Yasası'nın 369'uncu maddesi uyarınca; yetkili makamların mükellefin kendisine yazı ile yanlış bilgi vermiş olmaları halinde ceza kesilmeyecektir. Bu bağlamda aynı yasanın 413'üncü maddesi uyarınca da idarenin öngördüğü şekilde hareket edenlerin bu hareketleri cezalandırma konusu olsa bile kendilerine ceza kesilmeyecektir. Veysi Seviğ  / referans

 10 
 : Ocak 20, 2010, 07:28:33 ÖÖ 
Başlatan admin - Son mesaj Gönderen: admin
1) 2010 YILINDA NE KADAR İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ALINACAK

Günlük işsizlik ödeneği, sigortalının son dört aylık prime esas kazançları dikkate alınarak hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde kırkıdır. Bu şekilde hesaplanan işsizlik ödeneği miktarı, 4857 sayılı İş Kanununun 39 uncu maddesine göre onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücretin brüt tutarının yüzde seksenini geçemez.

Not:İşsizlik ödeneği damga vergisi hariç herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulamaz (01 Kasım 2008 tarihinden sonraki dönemler için damga vergisi kesintisi yapılmamaktadır), nafaka borçları dışında haciz ve başkasına devredilemez.
 

01.01.2010-30.06.2010  için aylık işsizlik ödenekleri
 
 
Aylık alınacak  en az işsizlik ödeneği     
729,00   
 X     
0,40   
=     
 291,60 
 
 
 
 aylık alınacak en fazla işsizlik ödeneği       
729,00   
 X   
 0,80   
 =     
 583,20 

 
aylık alınacak en fazla işsizlik ödeneği / Oran = Kabul edilen en yüksek gelir
                 583,20   /   0,40        1.458,00 

 
01.01.2010-30.06.2010 dönemi için en yüksek işsizlik ödeneği alabilmek için son dört aylık  ortalama brüt kazancınız  1,458.00 TL olmalı .Bu miktarın üstünde kazancınız olsa bile aylık  583,20 TL den fazla işsizlik ödeneği alamazsınız
 
 
01.07.2010-31.12.2010    için aylık işsizlik ödenekleri
 
 
Aylık alınacak  en az işsizlik ödeneği     
 760,50   
X     
0,40   
=     
304,20 
 
Aylık alınacak en fazla işsizlik ödeneği       
760,50   
X     
0,80   
=   
   608,40 
 

 
 
aylık alınacak en fazla işsizlik ödeneği / Oran = Kabul edilen en yüksek gelir
                608,40  /   0,40        1,521.00

 
 
01.07.2010-31.12.2010 dönemi için en yüksek işsizlik ödeneği alabilmek için son dört aylık  ortalama brüt kazancınız  1,521.00 TL  olmalı .Bu miktarın üstünde kazancınız olsa bile aylık  608,40 TL den fazla işsizlik ödeneği alamazsınız
 
2) İŞSİZLİK ÖDENEĞİ HAKKINDA KISA BİLGİ
İşsizlik ödeneğini kimler alır.Öncelikle 1.şart İşten çıkarılmadan önce (Hizmet akdinin feshinden önce) 120 gün sürekli prim ödenmiş olunmalı yani son dört ay sürekli çalışılmış olmalı 2.şart ise son 3 yıl içinde en az 600 gün prim ödenmiş olmalıdır.3.şart işçi kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalınmalıdır.
Kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalmak ne demektir.Bunu maddeler halinde yazalım
1.Hizmet akitleri, ihbar önellerine uygun olarak işveren tarafından feshedilmesi
2.Hizmet akitleri, sağlık sebepleri, işverenin kanunda belirtilen ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları ve işçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını gerektirecek zorlayıcı sebepler nedeniyle bizzat kendileri tarafından feshedilmesi
3.Sağlık sebepleri veya işyerinde işçiyi bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan bir zorlayıcı sebebin ortaya çıkması halinde işveren tarafından hizmet akdi feshedilmesi ,
4.Belirli süreli hizmet akdi ile çalışmakta olup da sürenin bitiminde işsiz kalınması
5.İşyerinin el değiştirmesi veya başkasına geçmesi, kapanması veya kapatılması, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedenleriyle işten çıkarılmış olması
6.Özelleştirme nedeniyle hizmet akdi sona ermiş olması
 
3) İŞSİZLİK ÖDENEĞİ  NE KADAR SÜRE İLE VERİLECEK
600 gün prim ödemiş olanlara  180 gün,
900 gün prim ödemiş olanlara  240 gün,
1080 gün ve daha fazla prim ödemiş olanlara 300 gün,
süre ile işsizlik ödeneği ödenecektir.
      Eğer işsizlik ödeneği alınırken tekrar işe girilirse işsizlik ödeneği kesilecek ve tekrar işsiz kalınırsa ve ödenek almak için süreler ve şartlar kanuna uygun değilse daha önceki hakedilenler alınacaktır. Süreler ve şartlar yerine getirilmişse yeni hak sahipliğinden doğan işsizlik ödeneği alınacaktır.
 HAZIRLAYAN: ARİF SAĞLAM

 

Sayfa: [1] 2 3 ... 9
MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.8 | SMF © 2006-2008, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!